İnsanlık Nereye Gidiyor?
“İnsanlık” dünyayı kaybetmekten sorumlu, Dünya “insanlık” a güvenmekten!
Yaşam, insani olarak eylemlerimizle, seçim ve kararlarımızla belirlediğimiz bize özel bir fanus. Hepimizin bilinmezliğe doğru yol aldığı kesin. Tüm yapıp etmelerimizi kafamızda şekillendirip icraata geçsek de sonrasında ulaştığımız sonuçlar baştaki planladığımız sonuçların aynısı olmayabiliyor. Binbir umutla üniversite yollarını arşınlıyoruz, kurulu düzenimizi bırakıp umudumuzun peşine düşüyoruz. Sonuç? Sonuç, sonuçlanmıyor.
Yeni bir sayfa çevirdiğimizi varsayıyoruz her bitişin ardından. Her yenilişin ardından. Yenişin ardından. öss’yi yeniyoruz, derslerimizi yeniyoruz, anne-babamızı yeniyoruz belki ama aslında kendimizi yeniyoruz. Kendimizi hapsettiğimiz duvarlarımızın yıkıldığını biliyoruz. Bir kere daha yenmek için yeni bir başlangıç yaptığımız sayfanın en başına tekrar yenilecek bir şey koyuyoruz. Hep kendimizi.
Kendimizi yenebilmek için öldürdüklerimizden pişman olmuyoruz. Ve her öldürdüğümüz adamla birlikte evden aldığımız herşeyden daha da uzaklaştığımızı hissediyoruz. Yarım yamalak yaşanmış hayatlar, hatıralar, sözler, hayaller ellerimizde ufalanıyor. Artık yaşandı ve bittilere alışmış hayatların birer kahramanıyız her birimiz. Televizyonda gördüklerimiz canımızı sıkıyor ama içimizi acıtmaya yetmiyor. Afişlerde gördüklerimiz gözümüze batıyor ama iğrendirmiyor. Paralar harcanıyor ama… Ya İnsanlık… İşte o parayla bile satın alınamıyor ne yazıkki! İnsanlık’ın iki boyutu karşımıza dikiliyor aniden. Hepimizin insan olduğu topluluğun genel isim altında birleşmesi: İnsanlık. İnsan olmanın da ötesinde “insanlık”.
Fiziksel hareketlerle yer değiştirebildiğimiz bir insanlık eylemine sahibiz. İçimizde kopan fırtınalar ise “insanlık” a sığmayacak kadar kötü. üstelik fiziksel yer değiştirmeler gibi de değil. Bırakıp bir yerden bir yere gidebilmek ne mümkün! Ya da başını alıp çekip gitmek, insanlığından kaçabilmek! “insanlık” insana, gerçekten “insan” a muhtaç . Sonunu getirdiğimiz her şeyi tüketmeyi seviyoruz ama kirletmek neden? Tükettik insanı, yıprattık, harcadık. İnsanlık’a biraz olsun kendini toparlama payı bırakamaz mıydık? Dışı kirlettiğimiz kirli ellerimizi içimize niye çevirdik? Kendi silahlarımızı kendimize niye doğrulttuk? Tüm soruları geçtim de… Tek kurşunluk rus ruleti oynayan bir dünyadayız şimdi.
Herkesin gözü birbirine düşman. Sözü birbirine acı. İlacı yok derdi yaratanın. Derde deva olanın sadakati yok. Kısacık hayatın içine sığdıramadığımız bencil duyguların esiriyiz şimdi. Yer yerinden oynuyor, doğal afetler peşpeşe manşetlerden inmiyor. Sanki dünya insanlıkla elele vermiş kendi sonunu hazırlıyor. Yüzyıllardan beri dünyanın sonunun geldiği düşünülüyor da bir türlü o son gelmiyor. Yavaşça çekiliyor yer ayaklarımızn altından kayıyor hayat gibi her şey. Bitimli bir günün bizi bitirdiğini görmek aynada canımızı yakıyor. Tıp’a sarılıyoruz. Paralar boca edip güya yüzümüzdeki yaşanmışlıklardan kurtuluyoruz. Her şeyi daha hızlı kolay yıkabilmek için teknoloji harikası savaş uçakları yapıyoruz. Yerle bir etmek için patlayıcılar. İçinden yıkıyoruz kaleleri kimi zaman. Kimi zaman zehirli bir iğne işimize yarıyor. Zehirli bir söz kadar etkili. Hayatları yıkıyoruz.
İnsanlık yenik. Bencilliğine tutsak insanlık. Doyumsuzluğa alışkın. Acımasız. Ve kimse yolundan çeviremiyor artık. Maddiyat maneviyattan daha etkili. Sevgiye, arkadaşlığa, dostluğa duyulan ihtiyaç onun içinde barındıramayacağı kadar büyük. çıkar, menfaat, yalan onun kendine çizdiği rota. Rüzgarı arkasına almış istediği yöne kırıyor dümenini. İnsanlık sınırların içindeki sınırsızlığı tatmak istiyor.
Dünyayı da sınırların içinde bir sınırsızlıkta dolaştırıyor. öylesine baş döndürücü ki yapmak istediklerine giderken aldığı yol insanlığın, dünya hiçbirşeyin farkında bile değil. Kendince kıyametler koparıyor, depremlerle sarsıyor, canını sıkıyor zaman zaman. Duruluyor sonra. İnsanlığa teslim ediyor kendini. çünkü ona güveniyor. Ne yaparsa yapsın insanlık dünyayı yakmaz diye düşünüyor. Oysa insanlık kendi bencilliği için kendini var eden şeyi yakmaya kararlı. Yakıyor. Artık tek bir şey kalıyor geriye dünya için: Tetiği çekmek.
Yaşadığımız dünya henüz tetiği çekmedi. Ama kendi dünyalarımızın tetiğini karşımızdaki insanlığa karşı çok defa çekiyoruz. Dünya kadar sabırlı değiliz. Dünya kadar karşımızdakinin insanlığının karşısında ayaklarımız yerden kesilince büyülenmiyoruz. Normal hayatla bizim hayatımız aynı yürümüyor. Masallar artık hiçbirimizi kandırmıyor. Hepimiz gerçeği biliyoruz. Düştüğümüz kuyuları da. Kendimiz sorumluyuz karanlıklarımızdan. “İnsanlık” dünyayı kaybetmekten sorumlu. Dünya “insanlık” a güvenmekten!
Şimdi yaşayıp gideriz yine işte. Biliriz, aşinayız bunlara. Bile bile rahatça başını yastığa koy “insanlık” sen, uyu... Kendi karanlığında mum yak gecelere. Dünyanın gecesi yetmedi sana. Gündüzü aydınlatmadı o zifiri karanlık içini. Nereye gidiyorsun diye sormayacağım “insanlık”a. çünkü canının istediği yerden geliyor, istediği yere gidiyor, düşünüyor, söyletiyor, söylüyor o. Hepsini kendisi için yapıp dünyayı ona hizmet ediyormuşçasına inandırıyor. Boğuyor. “insanlık” kirli, elleri kan kokuyor. Barut kokuyor. Ve artık dünya sana kapılarını kapatıyor. Arama boşuna yeni bir dünya. Yeni bir hayat. Yeni dünyalar senin değil ve hiçbir dünya sana senin dünyan kadar yakın değil. Git “insanlık” nereye istersen oraya git! Dünya artık senin nereye gittiğinle ilgilenmiyor.
Hülya Arlı
| 4695 okunma | 2010-03-02