Beklemeyin hiç, Kürt sorununu hiçbiri çözmez
Sevgili okurlar; geçtiğimiz hafta terör şehitlerimiz için yapılan yürek burkan cenaze törenlerinde hepimiz gözyaşları döktük.

Bu yürek burkan manzaralar arasında ise sorunun çözümü için daha radikal öneriler ortaya atılmaya başlandı. özellikle, her ne kadar Güneydoğu’ya neredeyse hiç yatırım yapmamış olsa da TüSİAD’tan fışkıran görüşler haftaya damgasını vurdu.
Kürt açılımının nedeni
Aslında ortaya bir hedef konulmadığı için Kürt sorunu adı verilen konuyu çözmekte zorlanıyoruz. Ama ondan önce iktidarın “neden bir Kürt açılımı yaptığı” konusuna kesin bir açıklık getirmemiz gerekiyor. İktidarın Kürt açılımına sağlıklı yaklaşırsak sonuçlarını veya sonuçsuzluklarını anlayabilmek daha kolay olacaktır. Temel soru şudur: “İktidar gerçekten bir açılım istiyor mu?”
Zorlama kavramlar
Şu bir gerçek ki Kürt sorunu da, Kürtlerin durumu da bundan 5 yıl hele 10 yıl öncesiyle kıyaslanamayacak kadar farklı. En çok tartışılan dil konusu, ana dilde eğitim hariç neredeyse artık hiç sorun bile değil. Siyasi haklarda, yaşam hakkında, özgürlükler konusunda ise “sorun” ancak “zorlama” kavramlarla ortaya atılabilir.
Kürt konusu sorun değildi
Bir diğer gerçek de, toplumda katı milliyetçiler dahil, artık Kürt konusuna çok daha hoşgörülü bakıldığıdır. özellikle açılımdan önce, Kürt konusuna alerji duyanların sayısı yok denecek kadar azalmıştı. Toplum, zaten arasında hiçbir sorun olmayan Kürtler hakkında çok olumlu görüşlere sahip olmaya başlamıştı. İşte AKP iktidarı bu iklimi değerlendirmek amacıyla hiç yoktan ortaya bir “Kürt açılımı” kavramı attı.
Asıl amaç oy toplamak
AKP iktidarı, özellikle son yerel seçimlerden sonra ülkenin batısında ve sahil bölgelerinde oyunun hızla düştüğünü görüyor ve bu oyları geri alamayacağını da düşünüyordu. Güneydoğu’da ise çok güçlüydü ama her şeye rağmen Kürt kimliğini öne çıkartan bir parti oyların yarıdan fazlasını toplayabiliyordu. AKP gözünü bu oylara dikti. Batı’dan kaybettiğini buradan toplayacağı bir operasyona ihtiyacı olduğunu gördü.
Hedefi olmayan açılım
Bu aşamada ortaya atılan “Kürt açılımı” ile asıl hedeflenen şuydu: öyle ya da böyle Kuzey Irak’ta bir Kürt devletinin kurulması kaçınılmaz. Bu devletin Türkiye’den “şimdilik” toprak talebi olması da hayal. Bu durumda Kuzey Irak’taki Kürtler Barzani’ye bırakılacak, Türkiye sınırları içindeki Kürtlere ise “Sizin asıl haminiz biziz, oylarınızı bize verin, Kürt partisi size yardımcı olamaz” denecekti.
PKK’nın da tasfiyesi
İktidarın bu planının iyi işlemesi halinde Türkiye’nin başına 30 yıldır terör belasını saran PKK örgütü de tasfiye olacaktı. Böylece kollar sıvandı, AKP’li olmadığı halde AKP’yi ve kendilerini demokrat sanan maskelilerin de desteği ile büyük kampanya başladı. Türkiye’nin büyük bir bölümü de AKP’yi beğenmese bile yapılanın doğru olduğuna kanaat getirerek destek verdi ya da karşı çıkmadı.
Habur kilometre taşı
Beklenmedik olay Habur‘da yaşandı. Teröristlerin savaş üniformasını andıran tek tip elbiseyle sınırdan giriş yapmaları, on binlerce kişi tarafından karşılanmaları Türkiye’nin her tarafında bir anda şiddetli öfkeye neden oldu. O ana kadar “Kürtlerle teröristleri ayıran” Türk halkının zihnine “Kürtlerin hepsi terörden yana mı?” kuşkusu düştü. AKP’nin tabanı bile şaşkınlıkla ayağa kalktı.
PKK eylemleri
İktidara destek vermeye çalışan maskelilerin çözüm adı altında ürettikleri ve PKK’yı muhatap alma anlamına gelen fikir ve görüşleri, adeta tek taraflı olarak televizyonlardan bangır bangır yayınlanmasına rağmen, halkın vicdanında çok da etkili olamadı. AKP Güneydoğu’dan oy kazanacağını zannederken, bu olmadığı gibi diğer bölgelerde dramatik gerilemeler başladı.
Geldiğimiz nokta
Şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki, kimse yakın zamanda, daha doğrusu bir genel seçimden önce çözüm beklemesin. çünkü artık şu görülüyor ki; hangi parti olursa olsun, önerilecek çözümler bu partilere oy getirmeyecektir. Tam tersine, yapılacak her şey bölgesel siyaset yapan partinin işine yarayacaktır. AKP ya da diğer partiler ancak seçim kazanmaları halinde radikal adımlar atabilirler.
Kimse yenilmek istemez
Siyaset, bazen doğru olsa da bu yönde adım atmamayı gerektirebilir. Siyasi partilerin temel hedefi iktidar olduğu için, seçim önceleri aleyhlerine işleyecek işlere imza atmazlar. Bu yanlıştır ama gerçektir. Bir yıl sonra yapılacak genel seçimlerden sonra iktidara gelen partilerin öncelikli görevi bu sorunu çözmek olmalıdır. Eğer çözüm ilk 9 ayda bulunamazsa yine sürüncemede kalacaktır.
Bir yıl nasıl geçer
Tabii bu satırları kötümser anlamda algılayanlar önümüzdeki bir yılın nasıl geçeceğini düşüneceklerdir. Ki ben umutlu olduğum halde aynı duygular içindeyim. Kendi adıma şunu düşünüyorum: “Bir yıl içinde partiler kamuoyuna duyurmasalar bile çözüm önerilerini bulmalı ve öncelikle kendi içlerine sindirmelidir. Bu bir yılı teröre karşı en etkili önlemleri alarak geçirmek ve zayiatı en aza düşürmek zorundayız.”
İktidar olmanın avantajı
İktidarlar, en radikal kararlarını ilk yıl içinde alırlar. Alınacak bu kararlar çoğu kez o iktidarın aleyhine de olabilir. Ama geçecek 3 yıl içinde alınan bu radikal kararlar etkisini göstermeye başlar ve bu kararlar gerçekten doğruysa ibre tekrar iktidarın lehine döner. Türkiye’nin her konuda bu kararlığı gösterecek iktidarlara ihtiyacı olduğu kesindir. Ama diğer önemli konu da alınan radikal kararların uygulanabilmesidir.
AKP’nin büyük hatası
Beğenelim beğenmeyelim AKP iktidarı bu siyasi kuralı 2003’te uyguladı. Radikal kararlar aldı. Bu da arkasında büyük bir destek sağladı. Ama iktidar iki hata yaptı: Birincisi bu radikal kararların arkasında duramadı. Her şeye rağmen içindeki mağduriyet edebiyatının prim yaptığını görerek bundan daha çok medet umdu. İkincisi ise iktidar zehirlenmesi ile kendini dev aynasında görüp asıl zihniyetini hayata geçirmeye çalıştı.
Şimdi bocalıyorlar
Eğer Başbakan çok sinirliyse, üst üste yanlış kararlar alıyor ve kendisine en büyük desteği verenlerin bile eleştirileriyle karşılaşıyorsa nedeni budur. AKP tekrar radikal kararlar almak zorundadır. Ama bu kararlar seçime bir yıl kala kendisine değil başkasına yarayacaktır. Aynı şekilde radikal karar almadıkça da batmaktadır. Durum iki tarafı keskin kılıç ya da iki ucu pislik dolu değnek örneği gibidir.
Muhalefetin durumu
Konu sadece iktidarı ilgilendirmiyor. Muhalefet için de durum aynıdır. Muhalefet de sorunun çözümü için artık öneri getirmenin kendi aleyhine çalışacağını hesaplamaktadır ama bu konuda iktidardan daha şanslıdır. Bu nedenle muhalefet önümüzdeki günlerde çözüm önermeyecek ama özellikle bölgeye giderek siyasi şovlar yapacaktır. Buna da kimsenin kızmaya hakkı yoktur.
Hepinize iyi haftalar dilerim
Can Ataklı-Vatan Gazetesi
| 1620 okunma | 2010-06-28